Radyo ve Televizyon Programcılığı (Normal ve İkinci Öğretim)


"Halkın bilgi almadığı ya da bilgi alacak kaynaklara sahip olmadığı bir halk yönetimi olsa olsa bir komedinin ya da trajedinin önsözü olabilir. Bilgi her zaman cehaleti yönetir; kendi kendisini yönetmek isteyen bir halkın da kendisini bilgiden güçle donatması şarttır."
(J. Madison)

Değerli Radyo ve  Televizyon Programcılığı programı öğrencileri; öğrenim hayatınızda pek çok sınavı ve yarışı geride bıraktıktan sonra sizleri mesleğinizle ilgili bilgi ve beceriyle donatacak olan eğitim kurumununa geldiniz. Tanımladığı kelimeyi çok iyi ifade etmesine ve anlamını çok güzel vurgulamasına rağmen üniversitenin Türkçeleştirilmiş karşılığı olan "evrenkent" kelimesi çok sık kullanılmamaktadır. Oysa ben bu kelimenin sizlere bulunduğunuz aşama ile ilgili büyük ipucu verdiğini düşünüyorum.

"Evrenkent." Sizler artık Beykent Evrenkenti,nin çatısı altında; bilginin gücünü keşfetmek,hayata dair bakış açınızı genişletmek,seçtiğiniz mesleğe dair bilgi ve beceri edinmek üzere bulunuyorsunuz. Burada geçireceğiniz iki yıllık zaman diliminde farklı renkler görecek , farklı sesler duyacak ve herkesin her işi yapabildiği bir ülkede sizler işinizin uzmanı olacağınız için farklı ve ehil olmanın gururunu taşıyacaksınız.

Programımızda 30 işgünü staj yapma zorunluluğu vardır ve öğrencilerimiz staj yapacakları yerleri alanlarına uygun olması şartıyla kendileri belirlemektedirler. Staj , aynı zamanda mezuniyet şartlarındandır ve staj yapmayan öğrenciler mezuniyete hak kazanamazlar.

Radyo televizyon alanı herkesin hakkında konuşabildiği,herkesin fikir beyan edebildiği ve herkesin az ya da çok etkilendiği bir alandır. Sihirli ekran az ya da çok hayatımızın bir parçasıdır. Öyle zamanlar olur ki bazı programlar yayınlandığında trafik problemi yaşayan büyükşehirlerde bile yollar boşalır. Ertesi gün bir bakarsınız herkes aynı şeyden bahsediyordur; eğer o programı izlemediyseniz kendinizi dışlanmış hissedersiniz. Kimileri ekranda izlediklerini gerçek sanar, kimileri en sevdiği program yayınlandığında misafir kabul etmez,kimileri izlediği dizideki ana karakteri kendine örnek alır,onun gibi konuşur onun gibi düşünür.

Sonuçta şöyle bir tablo görürsünüz insanların çoğu gerçek hayatta edinebilecekleri tecrübeleri iletişim araçları vasıtasıyla ediniyorlardır, kişisel gelişime vakit ayırmıyor, ekran başında oyalanıyorlardır, pasif birer izleyici olup üretmiyorlardır. Bu madalyonun bir yüzü, bir diğer yüzü de var ki o da tüm bu olumsuzlukların aksine dünyanın öbür ucundan haber almamızı sağlayan da iletişim araçlarıdır,kendimizi küresel köyün bir parçası olarak hissetmemizi sağlayan da. Haberdar olmayı, bilgi sahibi olmayı,gerektiğinde gündelik yaşamın sıkıntılarından kurtulup stres atmayı yine televizyona borçluyuz.

Başta televizyon olmak üzere iletişim araçlarının büyük gücünün bir kanıtı da evlerimizde değişen oturma düzenidir. Eskiden radyonun baş aktör olduğu zamanlarda radyo evde çocukların ulaşamayacağı bir yere koyulur,radyonun sesini açıp kapama yetkisi bile evin reisinde olurdu. Ev halkı radyodan radyo tiyatrolarını,ajansları dinler ; bir yandan da sohbet eder,birbirlerinin yüzüne bakar, gözlerinin içini görürdü. Televizyon hızlı bir yükselişle radyoyu tahtından ettiğinde ise evlerimizdeki oturma düzeni değişti. Evdeki herkes birbirine değil televizyona dönük oturmaya başladı ve karşılıklı konuşmak yerine "televizyonu izlemek" tercih edilir oldu. Aynı odada saatlerini geçiren insanlar fiziksel olarak yanyana olsalar bile iç dünyalarında "tek başlarına" çok uzaklara gittiler...

Haklı olarak buradaki ilk amacınız okulu bitirip en kısa zamanda iş dünyasına atılmaktır. Özellikle staj döneminde pek çok öğrencimiz staj yaptıkları yerde kadrolu olma teklifiyle karşılaşmakta, bu teklifi alınca da o aşamadan sonra okulun kendileri için bir faydasının kalmadığını düşünmektedirler. Bu konuyu bir örnekle sorgulamak istiyorum. Farzedelim ki bir yakınınızın kolu kırıldı ve acilen tedavi edilmesi gerekiyor. Çok sevdiğiniz yakınınızın acı çekmesini engellemek, en iyi şekilde tedavi edilmesini sağlamak için onu bir kırık-çıkıkçıya mı götürürdünüz yoksa tam teşekküllü bir hastaneden randevu alıp mesleğinin uzmanı bir doktora mı giderdiniz? Burada hepimize en sağlıklı,en uygun gelen seçenek yakınımızı bir doktora emanet olmak olacaktır. Sizler de kendinize,mesleğinize ve ürünlerinizi ulaştırdığınız topluma karşı saygı duyuyorsanız ve sorumluluk sahibiyseniz kırık-çıkıkçı değil mesleğinizin uzmanı,diploma sahibi birer "radyo televizyon doktoru" olmalısınız.

Beykent çatısı altında geçirdiğiniz zamanı en verimli şekilde değerlendirmeniz dileğiyle, her türlü destek için kapımız sizlere her zaman açıktır.

Programın eğitim dili Türkçe olup, hazırlık eğitimi isteğe bağlıdır.


Yrd.Doç.Dr Korkmaz ULUÇAY

Radyo ve Televizyon Programcılığı Program Sorumlusu